
1. Sürüş Pozisyonu:
Açık şasili yarış otomobili dinamiğinde en önemli konulardan biri ağırlık (yer çekimi) merkezidir. Hızlı virajlarda otomobilin süratinin korunmasına katkısı olduğu için, pilotun sürüş pozisyonu da alınacak sonucun optimizasyonunda önemlidir. Bu nedenle otomobildeki pilot koltuğu, zemine mümkün olan en yakın yerde bulunur. Pilotun koltukta oturuş biçimi de tıpkı rahat bir bahçe koltuğu gibidir. Aşağıdaki fotoğrafa bakıldığında; pilot koltuğunun otomobilin zeminine ne denli yakın olduğu görülecektir. Aerodinamik nedenlerle, yüksek burun kısımlarının kullanımından bu yana pilotun kokpitteki koltukta oturma pozisyonunda ayakları, oturduğu zeminden daha yüksek konumdadır.

2. Koltuk:
Küçük ve dar kokpitin içinde pilota en yüksek konfor ve rahatlığı sağlaması ve çeşitli baskılara direnç göstermesi için pilot koltuğu, pilotun fiziksel yapısı gözönüne alınarak özel olarak üretilir. Sezon öncesi veya bir takıma yeni geldiğinde her pilot için kokpitteki koltuğa uyum programı yapılır.

Bu uygulama sırasında, pilotun vücudunun bir kalıbı alınır ve kokpit içersindeki koltuğa en rahat ve uygun nasıl yerleşeceği saptanır. Koltuklar, çok dayanıklı ve hafif olması nedeniyle karbon elyafından üretilir ve polimerlerle daha da rafine hale getirilir. Bazı takımlar bu koltukları süetle kaplayarak, pilotun daha rahat oturmasını ve konuşlanmasını sağlarlar. Örneğin; WilliamsF1 Takımı kokpit koltuklarını "Alacantra" adlı malzeme ile kaplamaktadır. Alacantra, son derece rahat ve çok zor aşınan bir malzemedir. Hangi malzeme kullanılırsa kullanılsın, ateşe dayanıklı olduklarından hiçbir zaman alev almama özelliğine sahip olmaları zorunludur. Bu malzemeler ayrıca koltuğun ısısının da artmasını engellemektedir. Hava kuvvetlerinde kullanılan jet uçaklarında olduğu gibi, pilotlar koltuklara 5 noktadan sabitlenen emniyet kemerleri ile bağlanırlar. Bu kemerlerin en önemli özelliği de, herhangi bir kaza anında tek hareketle yuvalarından çıkmalarıdır. Bu serbest bırakma mekanizması kemerin, pilotun göbek kısmına gelen bölümünde yer alır. Kokpitin çok dar olması nedeniyle emniyet kemerleri mekanikerler tarafından bağlanır.
Pilotun direksiyon simidi üzerindeki, elektronik sistem aracılığıyla içeceğini otomatik olarak kaskındaki pipetle içmesini sağlayan düzenek de kokpitin kenar bölümünde yer almaktadır.

3. Pedallar:
Bundan yıllar önce pilotların vites değiştirmeleri normal binek otomobillerindeki gibiydi. Gaz ve fren pedallarının yanında yer alan debriyaj pedalına basılır ve direksiyon üzerindeki vites kolu ile işlem yapılırdı. Sonraları ünlü Formula 1 mühendisi John Barnard, elektronik vites sistemini geliştirdi. Bu sistemde pilot, direksiyon üzerindeki düğmeler vasıtasıyla vites değiştiriyordu. Daha sonra da yarı otomatik vites sistemi geliştirildi ve böylece debriyaj pedalı Formula 1 otomobillerinde tarihe karıştı. Böylece kokpitte sadece gaz ve fren pedalları kaldı. Pilot otomobili kullanırken sağ ayağıyla gaz pedalını, sol ayağıyla da fren pedalını kullanır. Pedallar genellikle çok hafif bir metal olan titanyumdan üretilmekte ve üst kısımlarında ayağın kaymasını önleyici özel bir malzeme kullanılmaktadır.

Kokpite yağmur suyu girmesi konusundaki bir okur sorusuna uzmanından açıklama:
Bir okurumuzdan gelen ve çok yoğun yağmurda kokpitin suyla dolmasının nasıl engellendiğine ilişkin bir soru üzerine, konuyu bu işin uzmanına, Toyota Teknik Direktörü Mike Gascoyne'a e-posta ile danıştık. Gascoyne'dan gelen açıklama aşağıdadır.
"Kokpite yağmur girmesini Grid'de şemsiye tutan kızlar engeller... Şaka bir yana, kokpite yağmur suyunun dolmasını gerektirecek yoğunluktaki bir yağışta, zaten Yarış Kontrol yarışı durdurur. Ancak, kısa süreli de olsa yoğun bir yağış durumunda, Formula 1 otomobilinin gerek aerodinamik yapısı, gerekse pist üzerinde yüksek hızda seyretmesiyle suyun kokpite girmesi mümkün değildir. Yağmur suyunun kopkpite girmesi durumu söz konusu olsa bile, kokpitin ön ve arka zemin bölümlerinde bulunan tahliye deliklerinden bu su kolayca atılabilir. Bu konuyu biraz daha açacak olursak, Formula 1 otomobilinin aerodinamik yapısı (özellikle deflector ve splitter) gereği yüksek hızda yağmur damlaları/suyunun kokpite girmesi engellenir. Kokpitin hemen üstünde bulunan roll-cage önündeki hava giriş deliği (şnorkel) de motorla birlikte bir tür emme pompası görevi görür ve saniyede yaklaşık 600 litre havayı çeker (yağmur durumunda suyu da). Bu işlem kokpitin üstünde ve basıncın çok daha düşük olduğu bölgede olduğu için, yine suyun kokpite girmesi söz konusu değildir. Bir başka engelleyici unsur ise, hava giriş deliğinin kendine özgü drenaj sisteminin bulunmasıdır. Bu sistem aslında hava filtresinin yağmur suyundan ıslanmamasını ve düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca, kokpit içersindeki yüksek ısı, otomobilin hızlı hareketi ve aerodinamik yapının şasi üzerende yarattığı alçak basınç sistemi de yağmur suyunun hızla yukarı ve yanlara atılmasına neden olur. Bu arada kokpitin iç ısısı da, içeri girecek suyun çok kısa sürede buharlaşmasını sağlar. Bu konuyu çok güncel bir örnekle noktalayabiliriz. Otomobilin üzerindeki hava akımı çok güçlüdür ve izleyicilerin yandaki küçük kameralardan zaman zaman görmüş oldukları gibi, bu akım pilotun başını/kaskını yukarı doğru iter. Hatırlanacağı gibi, bu yıl Jenson Button bir yarışta aynı sorun nedeniyle çok sıkıntı çekmişti. Kaskının koruyucu bağları gevşemiş ve güçlü hava akımı nedeniyle kaskın yukarı itilmesi sonucu zaman zaman nefes alması zorlaşmıştı."

|